Program

  • 4 Nisan 2017, 10:00-11:00, Söyleşi (Fosil Yakıtlar), Karadeniz Teknik Üniversitesi Of Teknoloji Fakültesi, Kenan Gelişli Konferans Salonu, Trabzon
  • 19 Mayıs 2017, Sunum (Effectiveness of Regulation), ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü, Kıbrıs
  • Haziran 2017, Söyleşi (Türkiye Enerji Piyasası), İskenderun Teknik Üniversitesi, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü, İskenderun

July 8, 2015

July 08, 2015


Türkiye-Rusya İlişkisinin Tarihçesinde Enerji İşbirlikleri

8 Temmuz 2015


“Energy Cooperation in the History of Turkish-Russian Relations” başlıklı araştırma raporunda, Türkiye-Rusya ilişkisinin tarihçesinde enerji işbirlikleri analiz ediliyor. Çalışmada söz konusu ilişki; Sovyet yılları, 1992-2001 yılları arası, 2002-2009 yılları arası, 2010-2015 yılları arası olmak üzere dört dönemde inceleniyor. Uluslararası anlaşmalar, toplantılar ve yayımlanmış mektupların incelendiği çalışmada özetle aşağıdaki bulgular yer alıyor:

i) Sovyetler Birliğinin dağılmasından önceki dönem: endüstriyel inşaat alanında işbirliklerinden ilk doğalgaz anlaşmasına
-          1936 yılının Temmuz ayında imzalanan ve Türkiye’nin Boğazlar üzerinde tekrar kontrolü elde etmesi ile sonuçlanan Montrö Antlaşması, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliğinin hızlanmasında önemli bir adım olmuştur. Montrö Antlaşmasının hemen ardından, 8 Ekim 1937 tarihinde, Türkiye ve o zamanki adıyla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) arasında Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması imzalanmıştır. Türkiye ve SSCB arasındaki ekonomik ilişkiler uzun yılar boyunca bu anlaşma çerçevesinde şekillenmiştir.
-          Türkiye-SSCB arasındaki karşılıklı ticaret, 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaşın ilk yıllarında oldukça sınırlı seviyededir. 1950’ler sonrasında Sovyetlerin katı komünizmden daha ılıman bir yönetime geçmesi, Türkiye ile de ilişkilerin artmasını sağlamıştır. 1960’ların ikinci yarısı, 1970’ler ve 1980’lerin ilk yıllarında iki taraf ilişkilerini ekonomik ve endüstriyel işbirlikleri şekillendirmiştir.
-          Arpaçay Barajının inşaası, İskenderun Demir ve Çelik Santralinin genişleme çalışması, Orhaneli Termik Güç Santralinin inşaası, Seydişehir Aluminyum Tesisinin genişleme çalışması, Keles Termik Güç Santrali projesi, Karadeniz Petrol Rafinerisi projesi; ilk doğalgaz anlaşmasından önceki önemli işbirliği denemeleri olmuştur.
-          Gerçekleştirilebilen projelerde SSCB tarafı; uzmanlık, donanım, makine ve teknik hizmetler sunarak, Türkiye’nin endüstriyel gelişimine katkı sağlayan taraf görünümündedir. SSCB’nin katkılarının finansal değeri ise Türk tarafına borç olarak yazılmıştır. Örnek olarak, Seydişehir Aluminyum Santralinin genişlemesine yönelik çalışmalarda, SSCB tarafının katkısının karşılığı olan 200 milyon ABD Doları kredi, yıllık %5 faiz oranı ve 10 yıllık geri ödeme süresince sağlanmıştır.
-          O yıllarda, Türkiye tarafı ise ödemelerin büyük bir kesimini nakit yerine, Türk mallarıyla (takas sistemi) karşılamıştır. Bu mallar santrallerin üretiminden elde edilmiş olabileceği gibi (aluminyum, demir vb.) bazı tarımsal ürünler de olabilmiştir. Örnek olarak, 1984 yılının toplam borcu olan 60 milyon ABD Doları da yine Türkiye’de üretilen tütün, iç fındık, kabuklu fındık, kuru üzüm, sofralık zeytin, narenciye, zeytinyağı, kuru incir, kuru kayısı, deri ve kürk mamulleri, yünlü, pamuklu kumaş ve trikotaj, iç giyim eşyası, öğütülmüş barit, sinter manyezit, akümülatör, alümina, diğer sınai mamulleri ile ödenmiştir.
-          Taraflar takas şartlarına yönelik olarak detaylı anlaşmayı, 20 Mayıs 1982 tarihinde imzalamışlardır. Bu anlaşmaya göre; ödemelerin serbest dövizle transfer edileceği ve ürünlerin değerinin dünya piyasalarındaki fiyatlardan hareketle hesaplamalara dahil edileceği belirtilmiştir.
-          İlkel olarak nitelendirilebilecek bu ticaret yöntemi, tarafların daha büyük enerji projelerinde işbirliği adımlarını atmalarını da sağlamıştır. Resmi belgelere göre, doğalgaz alım satım anlaşmasına yönelik ilk talep, 3-12 Haziran 1983 tarihinde Moskova’da gerçekleştirilen altıncı Türk-Sovyet Ekonomik İşbirliği toplantısında, Türkiye tarafından dile getirilmiştir. Sovyet tarafı bu talebe olumlu yaklaşmış ve bir fizibilite çalışması yapılması hususunda anlaşılmıştır.
-          Taraflar, 18 Eylül 1984 tarihinde Ankara’da bir araya gelerek, SSCB-Türkiye arasındaki ilk doğalgaz alım-satım anlaşmasını imzalamışlardır. Hükümetler arasında imzalanan bu anlaşmaya göre; Sovyet tarafı, 1987 yılından başlayarak, Romanya ve Bulgaristan güzergâhından (Sovyetlerin dağılmasından sonra bu hat Ukrayna-Moldova-Romanya-Bulgaristan olacaktır) Türkiye’ye doğalgaz satmayı kabul etmiştir. Anlaşmanın süresi 25 yıldır. Bu sürenin sonunda 5 yıllık bir otomatik uzatma (auto-renewal) söz konusu olabilecektir. 1987 yılı için hedeflenen ilk satış miktarı 1,5 milyar m3 olmakla birlikte bu miktarın zamanla artması ve 1993 yılına gelindiğinde en yüksek değeri (plato value) olan 5-6 milyar m3 seviyelerine gelmesi planlanmıştır. Doğalgaz fiyatının ise Türkiye’nin devlet şirketi BOTAŞ ile SSCB’nin devlet şirketi SOYUSGAZ arasında belirlenmesi kararlaştırılmıştır. Öte yandan, gazın karşılığı, SSCB tarafının ihtiyaçları ve Türkiye tarafının imkanları gözetilerek; yün, tahıl, et, sebze, demir gibi Türk malları ile ödenecektir. Söz konusu hattan gaz akışı 1988 yılından itibaren sağlanmıştır.
-          Sovyetler dönemi incelendiğinde göze çarpan bir diğer husus ise tarafların doğalgaz dışındaki enerji alanlarında da işbirliği girişimleri yapmış olmalarıdır. 26 Aralık 1984 yılında imzalanan bilimsel ve teknik işbirliği anlaşmasının ilk maddesine göre; SSCB ve Türkiye, 1985-1986 yıllarında yapacakları ortak çalışmalarla, alternatif ve yenilenebilir enerji alanlarında işbirliği yapmayı planlamışlardır. Öyle ki bu işbirliği için TUBİTAK ve Sovyer Bilimler Akademisi görevlendirilmiştir. 1988 yılına gelindiğinde imzalanan anlaşmada ise işbirliği alanı olarak “rüzgar ve güneş enerjisi” özellikle belirtilmiştir. Söz konusu ortak çalışmalar, SSCB’de yaşanan politik gelişmeler dolayısıyla sürdürülememiştir.
-          Ayrıca, 28 Temmuz 1986 tarihinde, SSCB ve Türkiye Devlet Planlama Teşkilatlarının ortak çalışmalarına yönelik bir uluslararası anlaşma imzalanmıştır. Devlet planlamalarının karşılıklı işbirliği çerçevesinde yapılmasının düşünülmesi, iki ülke arasında daha kapsamlı ekonomik ilişkilerin planlandığını göstermektedir.
-          İlk doğalgaz anlaşmasına yönelik hattın (Batı Hattı) inşaat çalışmaları devam ederken, Türkiye bir başka boru hattı (Doğu Hattı) için de girişimlerde bulunmuştur. Sovyetlerin Kafkas bölgesinden Türkiye’nin Doğu bölgesine uzanması planlanan boru hattı, ilk olarak, 21 Kasım 1986 yılında Moskova’da gerçekleştirilen dokuzuncu Türk-Sovyet Ekonomik İşbirliği toplantısında dile getirilmiştir. Sovyetlerin dağılmasından hemen önce, 1991 yılının Ekim ayında, Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiştir. Doğu hattı, 20 yıl aradan sonra, 2006 yılında, Güney Kafkasya Boru Hattı adıyla, Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye güzergâhında gerçekleşebilmiştir.

ii) 1992-2001: Rusya Federasyonunun ilk zamanlarından Türkiye doğalgaz piyasası liberalleşme dönemine doğru
-          SSCB’nin dağılmasının hemen ardından Rusya Federasyonu, Sovyetler Birliğine yönelik tüm hak ve sorumlulukları devralma kararı almıştır. Rus Dışişleri Bakanı, Pyotr Aven, 14 Mayıs 1992 tarihinde Türkiye’ye gönderdiği mektupla Sovyetler döneminde imzalanan uluslararası doğalgaz anlaşmasının, SSCB’ye yönelik terimler yeni duruma göre değiştirildikten sonra, ana maddeleri aynı kalacak şekilde, devam etmesini talep etmiştir. Türkiye bu talebi kabul etmiştir. Doğalgaz ticaretine yönelik şartları içeren anlaşma ise 25 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmıştır.
-          Türkiye ile Rusya Federasyonu, bilimsel ve teknik konularda işbirliği yapmaya yönelik uluslararası anlaşmayı 5 Ekim 1992 tarihinde imzalamışlardır.
-          14 Mayıs 1992 tarihinde ise taraflar, Türk-Rus Ekonomik Komisyonunun kuruluşuna yönelik anlaşmayı imzalamışladır. Bu komisyonun ilk toplantısı 2-6 Kasım 1992 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu toplantıda taraflar, Batı hattından doğalgaz akışının 5-6 milyar m3 seviyelerinden 7-8 milyar m3 seviyelerine çıkartılmasını görüşmüşlerdir. Söz konusu 2 milyar m3 seviyesindeki artış bu yolla gerçekleşmemiş; ancak 10 Aralık 1996 yılında imzalanan bir kontratla ilave 8 milyar m3 lük gazın yolu açılmıştır. BOTAŞ ile Rus devlet şirketi GAZEXPORT arasında imzalanan bu kontrata göre de ilave 8 milyar m3 Ukrayna-Moldova-Romanya-Bulgaristan güzergahından, yani Batı hattından, sağlanacaktır. Ancak bu kontrat, imzalandığı dönem itibariyle, hükümetler arası anlaşma statüsünde değildir ve bu yönüyle birinci doğalgaz alım-satım anlaşmasından hukuken önemli bir farklılığı bulunmaktadır. Gazın satışına yönelik olarak ise yukarıda belirtilen iki devlet şirketi bir özel Türk şirketiyle birlikte Turusgaz isimli bir şirketi oluşturmuştur. Bu oluşum Türkiye’de uzun yıllar boyunca tartışılmıştır.
-          Sovyet dönemindeki anlaşmalarla Rusya Federasyonu döneminin ilk büyük kontratı arasındaki önemli bir diğer farklılık, takas yönteminin kontratta yer almaması olmuştur. Bu durumun ağır faturası Türkiye ekonomisinde 1990’lı yılların sonundan itibaren hissedilmeye başlanmıştır.
-          1990’ların ortalarına bakıldığında, borç alan tarafın Rusya Federasyonu olduğu görülmektedir. Öyle ki, 15 Aralık 1995 yılında Türkiye hükümeti Rusya Federasyonu ile 350 milyon dolarlık bir kredi anlaşması imzalamış ve Eximbank’tan sağlanan bu krediyle Türkiye’den yapılan ihracatın desteklenmesi amaçlanmıştır.
-          Sonraki yıllarda, Türkiye’nin artan doğalgaz ihtiyacı tarafları daha büyük anlaşmalara sevk etmiştir. 1997 yılına gelindiğinde Türkiye ve Rusya, Karadeniz altından geçecek direk bir hat olan Mavi Akım Projesi üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Ön anlaşma, Türkiye Enerji Bakanı ve Rusya Devlet Şirketi RAO Gazprom arasında 29 Ağustos 1997 yılında imzalanmıştır. Projeye göre, Rus Gazprom ile İtalyan Eni şirketleri ortak olarak Karadeniz geçişi dahil 1213 km’lik hattı gerçekleştirecek, ve Türkiye’de hattı Samsun’dan Ankara’ya devam ettirecektir. Hükümetlerarası anlaşma, 15 Aralık 1997 tarihinde imzalanmıştır.  Türkiye ile Rusya arasında yapılan bu üçüncü büyük doğalgaz alım-satım anlaşmasına göre; Türkiye ve Rusya, 2000 yılında işletmeye başlaması planlanan bu hattan, gaz akış tarihinden itibaren 25 yıl süreyle  (benzer şekilde 5 yıllık uzatma burada da bulunmaktadır) gaz ticareti yapmayı taahhüt etmiştir. 2000 yılı için planlanan miktar, 0,5 milyar m3 seviyesinde olup, bu miktarın her yıl artarak 2007 yılında 16 milyar m3 seviyesine ulaşması planlanmıştır. Doğalgaz fiyatının, BOTAŞ ile ROA Gazprom arasında belirlenmesi kararlaştırılmıştır. Rusya’nın izni olmaksızın yeniden ihraç amaçlı satış (reexport) yapılamayacağı anlaşmada yer almıştır. Ayrıca 8 milyar m3 lük Turusgaz kontratına yönelik bazı hususlar da bu hükümetlerarası anlaşmanın içinde yer bulmuştur.  
-          Mavi Akım hattından sağlanan doğalgaz ile Türkiye, Almanya’dan sonra Rusya’nın en fazla doğalgaz ihracatı yaptığı ikinci ülke konumuna gelmiştir.
-          Mavi Akım görüşmelerinin yapıldığı dönemde taraflar ilk kez nükleer eneri alanında işbirliğine yönelik hususlarda da görüşmüşlerdir. 7 Kasım 1997 tarihinde gerçekleştirilen üçüncü Türk-Rus Ekonomi Komisyonu toplantısında dile getirilen bu husus, Mavi Akım anlaşmasının imzalanmasından bir ay sonra taraflar arasında imzalanan bir başka hükümetlerarası anlaşmada yer bulmuştur. Bu anlaşmada nükleer enerji alanında işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılması kararlaştırılmıştır.
-          Birinci doğalgaz alım-satım anlaşmasından sonra yapılan Turusgaz kontratında ve Mavi Akım hükümetlerarası anlaşmasında Türkiye, takas sistemiyle ödeme yapma talebini iletmiş olsa da bu konuda başarıya ulaşamamıştır.
-          Ayrıca Türkiye ve Rusya, 27 Kasım 1999 tarihinde Mavi Akım Projesine yönelik vergi muafiyeti hususunda anlaşmışlardır.
-          Bu dönemin göze arpan bir başka yönü de Türk şirketlerinin Rusya Federasyonunda yaptıkları çalışmalardır. 1991-1998 yılları arasında 138 adet Türk şirketi, 533 adet projede aktif olarak görev yapmıştır. Toplam 9,246 milyar dolar seviyesindeki bu iş piyasası ile Türk şirketleri, Rusya’nın o dönem yabancı şirketlere sağladığı kontratların %42’sini almıştır. Öte yandan bu dönemde dev enerji projeleri devlet şirketleri eliyle yürütülmüştür. 

iii) 2002-2009: özel sektör sahnede
-          Türkiye, liberal bir doğalgaz piyasasını amaçladığı 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanununu, 2 May 2001 tarihinde yasalaştırmıştır. Söz konusu Kanuna göre BOTAŞ’ın bütünleşik yapısında önemli değişiklikler öngörülmektedir. Öyle ki, BOTAŞ’ın Türkiye toptan satış segmentindeki piyasa payı %20 seviyesine düşürülecektir. Bu amaçla da BOTAŞ’ın ithalat kontratlarının özel şirketlere devri tasarlanmıştır.
-          2007 yılında gerçekleştirilebilen ilk devir Turusgaz kontratının yarısına yönelik (4 milyar m3) olmuştur. Birinci hükümetlerarası doğalgaz alım-satım anlaşmasının süresinin dolmasının hemen ardından ise 6 milyar m3 lük anlaşmayı BOTAŞ yerine özel şirketler devam ettirmişlerdir. Bu yolla özel sektöre devredilen kontrat miktarı toplamı 10 milyar m3 seviyesine ulaşmıştır. Rusya tarafı hükümetlerarası anlaşmalarda tarafların değiştirilmesini kabul etmeyerek, Mavi Akım’a yönelik bir devri uygun görmemiştir. Burada Turusgaz kontratının hukuki statüsünün hükümetlerarası anlaşma olarak görülmediği anlaşılmakla birlikte, birinci hükümetlerarası doğalgaz alım-satım anlaşmasının, anlaşma süresinden sonra özel sektörce devam ettirilebildiği görülmektedir. Halihazırda 20 milyar m3 lük miktar (Turusgaz kontratının yarısı + Mavi Akım hükümetlerarası anlaşması) ise halen BOTAŞ tarafından ithal edilmektedir.
-          Özellikle 2000’li yıllar sonrasında Türkiye yeni bir piyasa anlayışına yönelmiştir. Özel söktörün doğalgaz ithalatında ve diğer büyük enerji projelerinde yer aldığı görülmektedir.
-          Bu projelerin ilki, Rus petrolünü Samsun’dan Ceyhan’a taşımayı planlayan ve bu yolla Boğazlar üzerindeki tanker trafiğini azaltmayı da amaçlayan Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı projesidir. İlerleyen dönemde projenin başlangıç noktasının Samsun’dan Ünye’ye alındığı duyurulmuştur. 550 km’lik hat ile günde 1,5 milyon varil petrol taşınması planlanmıştır. Böylece, Boğazların tanker trafiğinin yarıya ineceği düşünülmektedir. İtalyan ENİ ve Türk Çalık Enerji şirketlerinin birlikteliğinde oluşturulan konsorsyuma, 6 Ağustos 2009 tarihinde imzalanan hükümetlerarası anlaşma ile destek sağlanmıştır. İki ülke hükümeti bu anlaşmada ayrıca, petrol ve petrol ürünlerine yönelik fiyat merkezi oluşumları üzerinde de ortaklaşa çalışacaklarını beyan etmişlerdir. 19 Eylül 2009 tarihinde, Eni ve Çalık Enerji, imzaladıkları anlaşma ile Transneft ve Rosneft’i de projeye ortak etmişlerdir. Proje finansal zorluklar (boğaz geçişinin çok daha ucuza mal oluyor olması ve düşen petrol fiyatları gibi sebepler) ve ENİ şirketi ile Türkiye arasında, Akdeniz doğalgaz kaynakları hususunda yaşanan gerilim gibi sebeplerle henüz gerçekleştirilememiştir.
-          Öte yandan özel sektörün doğalgaz ithalatında ve diğer büyük enerji projelerinde etkin bir şekilde yer almasının Türkiye’nin ticaret açığını azaltamadığı görülmektedir. Şekil-1’de görüleceği üzere, Türkiye’nin Rusya ile yaptığı ticarette Türkiye açısından önemli bir açık bulunmakta ve yıllar itibariyle bu açık sürekli artmaktadır. Doğalgaz ticaretinde takas sisteminden vazgeçilmesi, doğalgaz ithalatında artış, petrole endeksli doğalgaz fiyatlarında artış gibi etkenler özellikle son 10 yılda ekomomik açıdan ibreyi Rusya tarafına çevirmiştir. Türkiye’nin 2005-2014 yılları arasındaki ticaret açığı 177 milyar dolar seviyesindeyken, önceki 10 yıllık dönemde (1995-2004) 23 milyar dolar olduğu hesaplanmaktadır.

           
Şekil 1: Türkiye – Rusya: Enerji Anlaşmaları ve Toplam İhracat Rakamları

-          Bu ticaret açığının yanısıra, Türkiye’nin yüksek oranda Rus doğalgazına bağlı olması, bir başka sorun olarak görülmektedir. Türkiye, 2014 yılında ithal ettiği 49,26 milyar metreküp doğalgazın %54,49’unu (26,97 milyar metreküp) Rusya’dan sağlamıştır (Şekil 2). Türkiye’nin toplam doğalgaz tüketimi hızla artarken, son 30 yıldaki toplam tüketimi olan 545 milyar metreküp doğalgazın, 320 milyar metreküpünün bu kaynaktan sağlandığı görülmektedir (Şekil 3). Öte yandan, yine Şekil 2’de görülebileceği üzere, Rusya kaynaklı petrolün Türkiye’nin toplam petrol ithalatındaki payı %12,48 seviyelerinde kalmıştır.

Şekil 2: Türkiye’inn 2014 ylı Petrol ve Doğalgaz İthalat Rakamları

Şekil 3: Türkiye Doğalgaz Tüketim Rakamları

-          Şekil 4 ise mevcut anlaşmalar çerçevesinde, önümüzdeki 10 yıla yönelik ithalat hacimlerini göstermektedir. Mevcut duruma göre, özellikle sona eren LNG kontratları dolayısıyla, Rusya’nın payında oransal artış yaşanacağı görülmektedir.

Şekil 4: Türkiye’nin Doğalgaz Kontratları ve BOTAŞ’ın Pazar Payı

iv) 2010-2015: nükleer anlaşması
-          Türk hükümetinin nükleer santral yapma yönündeki isteğine, Rusya’dan cevap gecikmemiş ve iki taraf nükleer santarlin kurulumu ve işletilmesine yönelik hükümetlerarası anlaşmayı 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalamışlardır. Akkuyu Nükleer Santral projesine göre, herbiri 1200 MW gücünde dört adet santral kurulacaktır. Projeye yönelik mühendislik ve araştırma çalışmaları 2011 yılında başlamıştır. Projenin finansörü, Rus Rosatom’a göre, ilk inşaat çalışması 2015 yılında başlayacak olup, 2020 yılında projenin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. Türkiye, ilk iki üniteden üretilecek elektriğin %70’ini, üçüncü ve dördüncü üniteden üretilecek elektriğin ise %30’unu, 15 yıl boyunca, 12,35 dolar cent/kWh fiyat ile alma garantisi vermiştir. Geri kalan miktarın ise, üretici tarafından piyasaya satılması planlanmaktadır. Öte yandan Rosatom şirketi, henüz inşaat çalışmaları başlamadan, projenin %49’luk payını başka yatırımcılara transfer etmek istediğini açıklamıştır. Bu yöndeki isteğin, düşük petrol ve doğalgaz fiyatları ve Kırım ihtilafı sonrası oluşan yaptırımlar dolayısıyla Rusya’nın ekonomik durumundaki gelişmelerden kaynaklandığı değerlendirilebilir. Türkiye tarafında bakıldığında ise projeye mevcut hükümet tam destek verirken, ana muhalefet partisi,  güvenlik ve ekonomik gerekçeler ile karşı bir duruş sergilemektedir. CHP’nin bu yöndeki başvurusu, 2012 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiş olsa da, 2015 yılı Haziran ayı genel seçimlerinde projenin durdurulması için gerekli çalışmaların yapılacağı, bir seçim vaadi olarak yer almıştır.
-          Nükleer santrale yönelik anlaşmanın yanısıra, son dönemin bir başka önemli projesi de, Türk Akımı boru hattı projesidir. Ukrayna-Rusya anlaşmazlığı ve Avrupa Birliğinin Rusya’ya rekabet açısından yaptığı baskılar dolayısıyla; Rusya, doğalgaz arz güzergahını, Türkiye üzerinden çeşitlendirme düşüncesine varmıştır. Gayrıresmi olarak, Türk Akımı adı verilen bu boru hattına yönelik ilk görüşmeler; Gazprom ile BOTAŞ arasında, 2014 yılının Aralık ayında gerçekleştirilmiştir. Toplam 63 milyar metreküplük kapasiteyi içeren projenin daha önce gündemde olan Güney Akımı projesi yerine geçeceği duyurulmuştur. Yapılan ilk açıklamalara göre, boru hattından sağlanacak gazın 14 milyar metreküplük kısmı Türkiye iç piyasasına arz edilecek, kalan gaz ise Yunanistan sınırına ulaştırılacaktır. Açıklanan ilk planın uygulamaya geçilmesi durumunda, Şekil 4’te yer alan kontrat hacimleri Şekil 5’teki gibi değişecektir.

Şekil 5: Türkiye’nin Doğalgaz Kontratları (Türk Akımı Projesinin Etkisi)

-          Rusya ekonomisinde yaşanan olumsuz gelişmeler projenin önündeki en önemli bariyerlerden biridir. Bununla birlike, hem Rusya hem de Türkiye açısından alternatif güzergah imkanları Türk Akımı projesi açısından bir başka önemli handikaptır. Öte yandan, projenin dört hattından biri olan ve 3,3 milyar Euro’ya inşa edilmesi beklenen 15,75 milyar metreküplük kısmın yakın zamanda tamamlanabileceği değerlendirilmektedir.

Sonuç
-          İkinci Dünya Savaşının ardından başlayan Rus-Türk ekonomik işbirliği iki ülke arasında karşılıklı güven esaslı olarak hızla ilerlemiştir. 1980’lerin ortasında imzalanan ilk hükümetlerarası doğalgaz alım-satım anlaşmasının ardından iki ülke arasındaki ticaret hacmi hız kazanmıştır.
-          İlk yıllarda Türkiye’nin ödemelerini nakit yerine, önemli ölçüde Türk mallarıyla yaptığı görülmektedir. Takas yöntemi dolayısıyla, bu yıllarda iki ülke arasındaki ithalat-ihracat rakamları dengeli bir seyir izlemiştir. Özellikle takas sisteminden vazgeçilmiş olması, 2000’li yılların başından itibaren ticaretin avantajlı yönünün Rus tarafı olmasını sağlamış ve bu durum Türkiye ekonomisi açısından ciddi bir sorun oluşturmaya başlamıştır. Artan doğalgaz ithalat miktarı ve yüksek doğalgaz fiyatları dolayısıyla son 10 yılda Türkiye açısından ticaret açığı, 177 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Liberal Doğalgaz Piyasası Kanunu ile yaşanan gelişmelerin, ticaret açığı seyrini değiştiremediği görülmektedir.  Türkiye’nin son 30 yılda toplam 545 milyar metreküp doğalgaz tükettiği ve bu tüketimin 320 milyar metreküplük kısmını Rusya’dan ithal ettiği görülmektedir. Öte yandan, Rusya kaynaklı petrolün, Türkiye’nin toplam petrol ithalatındaki payı %12,48 seviyelerindedir.
-          Türkiye-Rusya enerji işbirliklerinde son beş yıl incelendiğinde ise iki önemli proje göze çarpmaktadır. Türkiye ve Rusya, Akkuyu’da bir nükleer santral yapımına yönelik hükümetlerarası anlaşmayı imzalamış ve Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesi yönündeki ilk görüşmeleri gerçekleştirmiştir. Düşen petrol ve doğalgaz fiyatlarının Rusya ekonomisine olumsuz yansımaları, güvenlik ve diğer ekonomik gerekçeler, alternatif boru hattı projelerinin Türk Akımı projesi ile rekabeti gibi hususlar, bu projerin önündeki en önemli engeller olarak göze çarpmaktadır. 

7 comments :

  1. Bazı grafiklerin görüntü kalitesi blog kısıtları dolayısıyla iyi olmadı.
    Lütfen pdf talebi için mail atınız.
    okanyardimci@gmail.com

    ReplyDelete
  2. Konu ile ilgili olarak, Osmanlı Döneminden itibaren bilgi edinmek isterseniz aşağıdaki yazıyı incelemenizi öneririm.
    Volkan Ş. Ediger, Itır Bağdadi, Turkey–Russia Energy Relations: Same Old Story, New Actors, Insight Turkey, 2010.
    http://file.insightturkey.com/Files/Pdf/insight_turkey_vol_12_no_3_2010_ediger_bagdadi.pdf

    ReplyDelete
  3. "Türkiye-Rusya İlişkisinin Tarihçesinde Enerji İşbirlikleri" raporu hakkında bir haber:
    http://www.naturalgaseurope.com/energy-cooperation-in-the-history-of-turkish-russian-relations-24672?

    ReplyDelete
  4. Rus savaş uçağı 24 Kasım 2015 tarihinde hava sahası ihlali dolayısıyla vuruldu. Şüphesiz bu gelişme enerji projelerini büyük ölçüde etkileyecektir.

    ReplyDelete
  5. Nükleer enerji projelerine yönelik düşünceleri öğrenebilmek için blog sayfasında bir anket yaptık. Sonuçlara göre (http://enerjiuzmani.blogspot.com/2008/01/devam-eden-anket-ongoing-poll-nukleer.html) genel olarak nükleer enerjiye olumlu bakılırken Akkuyu projesinde bir çekince mevcut. Uçak meselesi dolayısıyla anketi sonlandırdık. Çünkü bu olayın etkilerinin yeni araştırmalarla ayrıca analiz edilmesi daha faydalı olacaktır.

    ReplyDelete
  6. Merhaba,

    Üstteki, "Rus savaş uçağı 24 Kasım 2015 tarihinde hava sahası ihlali dolayısıyla vuruldu. Şüphesiz bu gelişme enerji projelerini büyük ölçüde etkileyecektir." Notunuza isnat ederek sormak isterim.


    Bu konuda bir analiz bekliyordum ancak henüz bloğunuzda bulamadım.

    Analiziniz varsa lütfen adresini iletir misiniz?

    Sağlıkla kalın...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahmet bey merhaba,
      Bu konu hakkında bazı analizlerimi maalesef paylaşamıyorum. Eksik yazmaktansa hiç yazmamak daha doğru olacak. İlginiz ve anlayışınız için çok teşekkürler. Ülkemiz ve milletimiz için herşeyin güzel olması dileğiyle... Sağlıkla kalın...

      Delete